ZULÜM VE KİNDAR KİŞİLİK

14 Ekim 2017 14:31
ZULÜM VE KİNDAR KİŞİLİK

İnsan vardır sakindir, insan vardır öfkelidir, inşan vardır olgundur, insan vardır haindir. İnsan vardır önce kendisiyle barışıktır, insan vardır önce kendisiyle kavgalıdır.

İnsan vardır sevgi doludur, insan vardır nefret doludur. İnsan vardır bağışlayıcıdır, insan vardır kindardır. İnsan vardır kendisini satar ve çocuklarına satılık unvanını bırakır. İnsan vardır merttir, kendisine teklif edilen olumsuzlukları iter ve ailesine saygın bir geçmiş bırakır. İnsan vardır camiasının yüz-karasına ahde vefa borcu vardır. Tuvalete giderken bile birilerinden müsaade alır. İnsan vardır, geçmişinde hiçbir şaibe yoktur. Şimdi sakin bir biçimde kendinize aşağıdaki soruyu sorun ve dürüstçe yanıtlayın:

Siz hangi gruptansınız?       

         Politikacı vardır barışçıdır, politikacı vardır kavgacıdır. Politikacı vardır ortak noktaları vurgular, politikacı vardır ayrışmaları derinleştirir. Politikacı vardır yapıcıdır, politikacı vardır yıkıcıdır. Politikacı vardır rantiyecinin bir emek toplumundan sömürdüklerinden pay alır, politikacı vardır emek kutsaldır sömürülmez der. Politikacı vardır milletin A'sına selam gönderen müteahhitleri korur kollar, politikacı vardır müteahhitleri hukuka davet eder.

Siz hangi politikacıyı tercih edersiniz?

         Zulmün geliştiği egemen olduğu toplumlarda devreye şeytanın dışkısı girer ve rantiyecilerle siyaset arasında bir sarmal ortaya çıkar. Bu bir yerde çıkarlar ve sömürünün sarmalıdır. Bu düzen emeğiyle çalışanları biat edenler olanlar olarak görür ve çift taraflı sömürür. Bunun adı rantiyeci ve siyaset ortak sömürü düzenidir. Kin, nefret ve intikam kişisel duygulardır. Toplumsallaştıkları zaman felaket olur. Bu oluşum biat etmeyenlere karşı rantiyecilerin siyaseti, siyasetin hukuku arkalarına alarak emekçileri yani biat etmeyenleri ezme düzenidir. En önemlisi duygularından arınmış olması gereken devlet; kin, nefret ve intikam duygularına tutsak edilen yaşam gerek toplum, gerekse bireyler için cehenneme döner. Ne hukuk, ne adalet, ne de barış kalır.

KİN, NEFRET VE İNTİKAM DUYGULARI ÜZERİNDE ANCAK FAŞİZM YÜKSELİR.

         Tarihin çok gerilerine gidersek, bu çağ dışı ve birilerinin menfaatine çalışan düzene karşı çıkanlar çok olmuştur. Rotterdam'lı Desiderius Erasmus bir din adamı, bir düşünür ve yazardır. Hümanizm akımının öncülerindendir. Bugünlerimizi, yaşadığı 16. YY'de eleştiren bir bilge adam Desiderius Erasmus.

 görüşü bile bazılarımızı ne güzel tarif ediyor: “Utanç duygularından mükemmel derecede arındıkları için küçücük menfaatlere güle oynaya yaltaklanan zavallı çıkarcıları yanımızda tutmayalım. İnsanlık ve gelecek için tehlikelidirler.”

         Tarihin daha öncelerinde, bugünlerimizin değişik yönden gerçeklerini ortaya koyan bir Socrates var. Aslında zalimleri ve onların işbirlikçilerini eleştiren Erasmus ne tek düşünür ne de ilk. Socrates'i idama götüren suç çok büyüktür. O kadar büyüktür ki onun idamından 2500 yıl sonra bile aynı suçtan dolayı insanlar yargılanmakta, hapse atılmakta ve hatta idam edilmektedir.

         Bu çok büyük suç "aklın ışığında mevcut düzeni ve mevcut önyargıları sorgulamak” suçudur!

         Bu yaklaşımı egemen düzenin, ideolojisinin, değer yargılarının sarsılmasına yol açtığı için ölümle cezalandırılmıştır Socrates. Ne yazık ki günümüzün egemen zalimleri ve onların yardakçıları kimi zaman yargıyı ve şeytanın dışkısına tamah eden kalabalıkları peşlerine takarak Socrates’e yaptıkları gibi aynı cinayeti işlemektedirler.

         Kendi açımdan yaşananları veya yaşadıklarımızı güncellersem: Meslek etiklerini ve mesleğin geleceğini savunanları, kurmakta oldukları sömürü düzeni için tehlikeli düşman görüyorlar, bu sebeple bizler tehlikeli emekçileriz.

         Ve: Düşmanlarını, hukuk tarafından güvence altına alınan-korunan yaşamlar, meslekler adaletsizce yerle bir ediliyor. Bu anlayış: “Kendilerine tehlikeli gördüklerini silmek, bertaraf etmek”. Hukuk mu, yargı mı, adalet mi. Totaliter rejimlerde bunlara yer yok. Sadece düşman var. Muhaliflerini acilen yok etmek var. Asıl mesele, ortada vicdani bir deprem var.

         Bir adam açıklama yapıyor. Birileri çalışırken iyi şartlarda çalışıyormuş da emekli oldukları zaman standartları düşmesin diye temettü dağıtılıyormuş. Birileri dedikleri, prostat sıkıştırmasından gece tuvalete kalkıp sonra yatak odasını bulamayanlar. Tabii bu adamın toplumun “yüzkarasına ahde vefa borcu” olursa ne umarsınız ki. Meslek mi, gelecek mi, birliktelik mi. Şeytanın dışkısıyla insanların gözlerini bağla bitsin. Genç bir kardeşimiz bozuk çalışma ortamında hayatını kaybetti. Geride kalanlara eşine ve oğluna bu standardı yüksek meslektaşlarımız ve ahde vefa borcunu kimlere harcayan adam ne yaptı? Hiçbir şey. Çünkü bu kardeşimiz yaşamı içinde bir Socrates'ti. Düzeni kullananlar için son derece tehlikeli bir emekçiydi. Geride bıraktığı eşi ve üstün başarılı evladı hayat mücadelesi veriyor. Hayat mücadelesini nasıl verdikleri kimin umurunda. Yaşasın şeytanın dışkısı, kimseyi umursamayın. Sizlerin hayatı bu ve böyledevam edecek.

Kısaca: EMPERYALİZM BU ÜLKEDE İNSANLARIN RUHUNU KİRLETTİ.

         2017 Küresel Barış Endeksi’nde ne durumdayız? Okuyun, düşünün ve ibret alın. Dünyada bu endekse giren 163 ülke var. Barış ve huzurun ölçü alındığı bu endekste, Türkiye 146. sırada. Kuveyt, Ürdün, Ermenistan, Gürcistan, İran... gibi ülkeler bile Türkiye'den çok daha iyi sıradalar.

         Ulus olarak bu duruma alışmış gibiyiz. Çünkü hedef kindar bir jenerasyon yetiştirmek. Tepkisiz halkımız çaresiz. Dünya’da 146'ıncıyız, ya Avrupa’da? Huzur ve barış açısından 36 Avrupa ülkesi arasında… siz bilemezsiniz ben söyleyeyim, en sonuncuyuz.

         Bu toplum en çok sömürü düzeninin kullanıcıları rantiyecilerin işine yarıyor. Burada Machiavel’in ünlü felsefesi ortaya çıkıyor. Kindar insanları bölmek çok daha kolaydır. Yönetmek için.

         Denizcilik sektörü uluslararası alanda önemli sıkıntılar yaşıyor. Continent limanları başta, Kuzey Akdeniz, Karadeniz limanlarında, Paris MOU’sunda beyaz listeye girmişiz, denetlenmeme periyodu içindeymişiz, dinleyen yok. Port State Controls denetçileri geminin kıçında Türk bayrağını gördü mü kırmızı görmüş boğa gibi içeri dalıyorlar, geminin altını üstüne getiriyorlar. Daha ilerisi, bu benim düşüncem, hiç bir klas kuruluşu gemilerimizi kabul etmeyecek. Umarım yanılırım. Eee… Ne ekersen onu biçersin. Meslek hayatımın yarısından fazlasını verdiğim kılavuzluk uğraşı başka bir türlü. Kamu olsun, özel olsun, hiçbir arkadaşın huzuru yok. Ortada bir türlü çıkarılamayan yönetmelik var. Çıkarılırsa çalışanların aleyhine olacak düşüncesi çünkü bu idareden emekçiler lehine çıkacak bir davranışı kimse beklemiyor. Bu mesleği bu duruma düşürenler utansın. Hiçbir mesleğe o meslek mensupları kadar kimse zarar veremez. Ayrıca iş huzursuzlukları çarmıhı tutan elleri hep tedirgin ediyor. Reşat Ekrem Koçu hocanın tarifiyle: Çin seddinin dibinden Orta Asya steplerinden gelen insanlardan bu kadar denizci ve deniz sevdalısı olur,  diyeceğim ama diyemiyorum. Sayın 1000Ali Bey’e ayıp olur. 60 küsür denizcilik okulu açtı, kebapçıları bile denizci yaptı ne olsun!!

GUARDIANS OF THIS TRADE (BOĞAZIN BEKÇİLERİ)

10 Ekim Salı günü Bahçeşehir Üniversitesi konferans salonu 16:30’da İstanbul Boğazı konulu bir panel için davetlilerin hizmetine açıldı. Ben de davetliydim, maalesef 468 km uzakta olduğum için katılamadım. Bitip tükenmeyen enerjisiyle SAİM OĞUZÜLGEN KAPTAN konunun başında yer alıyor. Avusturalya hükümetinin öncülüğünde, Bahçeşehir Üniversitesi ve Bebekliler Derneği üyelerinin sponsorluğunda İstanbul Boğazı ile ilgili çekilen filmde

 boğaz kılavuzluk hizmetleri ön plana çıkarılmış ve kılavuzluk mesleğinin önemi davetlilere 1,5 saat süren bir filmde anlatılmış. Olayın diğer önemli tarafı Avusturalya Büyükelçisi başta, elçilik çalışanları toplantıya tam kadro katılmışlar. Filmi iki Avusturalyalı hanım çekiyor. Sadece boğaz değil üçüncü köprünün yapımı sırasında Garipçe ormanlarının nasıl talan edildiği, o bölgede rantın nasıl patladığı ve insanların nefes alacağı oksijenin rant uğruna nasıl tüketildiği ayan beyan anlatılıyor. Ben malumatları toplantıya katılan dostlarımdan aldım. Anzaklar ile Çanakkale savaşlarında düşmandık. En son Sayın Büyükelçi sözlerini şöyle bitiyor: "Önce düşman şimdi dostuz. Saim Kaptan ile Türk-Avusturalya dostluğumuza bir tuğla daha koyduk."

         Kılavuz kaptan vardır elin Avusturalyalıları ile dostluk kurar, kılavuz kaptan vardır rantiyecilerle beraber olur mesleğini satar meslektaşlarını birbirine düşman eder.

         Neyse teşekkürler Saim Kaptan, dost olmaya ve dostluklara diyelim.

Not 1: Film başta Avusturalya olmak üzere birçok ülkede gösterime girecek.

Not 2: Yazımda Sn. Prof. Dr. Emre Kongar’ın fikirlerinden faydalandığım için kendisine teşekkür ederim.

Kaptan M. Ali Sökmen

Etiketler: ZULÜM VE KİNDAR KİŞİLİK

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle